<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikaye Arşivleri - Dandik Yazar</title>
	<atom:link href="https://dandikyazar.com/kategori/hikaye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://dandikyazar.com/kategori/hikaye/</link>
	<description>Bir şeyler yazar, satranç oynar, müzik dinler...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 May 2013 23:36:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.3</generator>
	<item>
		<title>Ahmet&#8217;in Aşkı</title>
		<link>https://dandikyazar.com/2013/05/ahmetin-aski/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[dandikyazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 May 2013 23:36:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[(Ömer YANIKOĞLU)]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet'in Aşkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dandikyazar.com/?p=204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yer karanlık ve sessizdi. Gözlerini açmak istedi, açamadı. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Kapının gıcırdayan sesini duydu. Yavaş ve sakin atılan adımların ona doğru yaklaştığını anladı. Kimsin diye sormak istedi, başaramadı. İlk önce burnuna güzel bir parfüm kokusu geldi. Daha sonra sterilizasyon ve temizlik maddelerinin birbirine karışan kokusunu aldı. Hastane kokusuydu bu.     Konuşma sesleri [&#8230;]</p>
<p>Sonrası <a href="https://dandikyazar.com/2013/05/ahmetin-aski/">Ahmet&#8217;in Aşkı</a> <a href="https://dandikyazar.com">Dandik Yazar</a> ilk ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yer karanlık ve sessizdi. Gözlerini açmak istedi, açamadı. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Kapının gıcırdayan sesini duydu. Yavaş ve sakin atılan adımların ona doğru yaklaştığını anladı. Kimsin diye sormak istedi, başaramadı. İlk önce burnuna güzel bir parfüm kokusu geldi. Daha sonra sterilizasyon ve temizlik maddelerinin birbirine karışan kokusunu aldı. Hastane kokusuydu bu.     Konuşma sesleri uğultu şeklindeydi, duyduklarını bir türlü anlamıyordu.</p>
<p>Aklı o kokuda kaldı. Neden hastanede olduğunu düşündü. Her şey yavaş yavaş şekil almaya başladı. O mesaj geldi aklına. “Gerçekten benim için ölür müsün?”  Cananla mesajlaşıyordu o akşam.  Sabaha kadar uyumamıştı. Gerçekten ölümü göze alacak kadar seviyor muydu? İç sesiyle savaşmıştı sabaha kadar. Galip çıkmıştı o savaştan. Ölümü göze alacak kadar seviyordu onu. Saat sabahın altısıydı. İlk önce bir kalem ve kağıt bulup ailesine özür mektubu yazdı. Mektupta Canan’ı sevdiğini uzun uzun yazdı. Helallik istedi.Güneş yeni yeni aydınlatmaya başlamıştı ortalığı. Çatıya çıktı, yaşadığı mahalle küçücüktü. Karşıda bakkalı gördü, gülümsedi. Küçükken çaldığı sakızlar geldi aklına. Çocukluğu garip olsa da iyi geçmişti. Lise yıllarında yediği dayakların haddi hesabı yoktu. Yaşamını baştan sona düşündü. Saatine baktı, saat yedi buçuğa yaklaşıyordu. Kolundan saatini çıkardı yere koydu. Zaman gelmişti artık. Ağır ağır yürümeye başladı. Çatının en ucuna gelince durdu. Korkuyordu, titreyen bacaklarını zar zor hareket ettirebiliyordu. Aşağıya baktı, dönüş yoktu. Kendini boşluğa bıraktı.</p>
<p>Ahmet ölmediğini anladı. Üçüncü kattan düştüğü halde yaşaması mucizeydi. “Neden Allah’ım neden yaşıyorum” diye iç çekti. Tüm bunları düşünürken uykuya daldı.Gözlerini açtığında her yer yine kapkaranlıktı. Birden başucunda tanımadığı o kadını gördü. Ahmet’in kahverengi gözlerine bakıyordu. Ahmet hiç tanımadığı bu güzel kadının kim olduğu bilmiyordu. Çok güzeldi. Bembeyaz elbisesi, uzun düz siyah saçları, yemyeşil olan gözleriyle masallardan kaçmış bir prensesi andırıyordu. Kimsin demek istedi. Lal olmuş ağzından tek bir kelime çıkmıyordu. Kadın eliyle Ahmet’in alnına dokundu. O anda Ahmet’in ruhu huzur bulmaya başlamıştı. Bir kuş gibi hafif hissediyordu kendini. Kadın elini çekti. Ateş kırmızısı dudaklarından o cümle düştü. “Henüz zamanı değil…” Kadın ayağa kalktı. Karanlığa doğru yürümeye başladı, çok geçmeden gözden kayboldu. Ahmet tanımadığı bu kadının kim olduğunu düşünürken tekrar uykuya daldı.</p>
<p>Ahmet gözlerini tekrar karanlığa açtı. Bu sefer daha farklıydı. Ahmet annesinin ağlamaklı olan sesini duydu. “Gözlerini ne zaman açacak” bu sorunun cevabını doktorda bilmiyordu. Sonra annesini teselli eden o sesi duydu. “Yakında uyanacak” bu tanıdık sesin kime ait olduğunu bir türlü bulamıyordu. Birden bu sesin Zeynep’in sesi olduğunu fark etti. Zeynep’in hastanede ne işi vardı. Ahmet herkesin burada olmasını beklerdi ama onun burada olmasını beklemezdi. Ahmet’in annesi “Hep o zilli kız yüzünden” dedi. Canan’dan bahsedildiğini anlayan Ahmet annesine kızdı. “Ah benim aptal yavrum, yarın akşam Canan’ın evlendiğini bilsen onun için intihar eder miydin? Bir aydır buradasın bir kez olsun ziyaretine gelmedi.”  Annesinin bu cümlelerini duyan Ahmet yıkıldı. Canı feci şekilde yanıyordu. Ağlayamıyordu bile. Acizdi, çaresizdi. Ahmet yine derin düşüncelere daldı. Zeynep neden buradaydı.  Yıllar önce taşınmışlardı. Neden taşındıkları tam bir muamma olmakla birlikte herkesi üzen bir hadiseydi bu. Kimse manav Muammer’in ayrılmasına razı değildi. Yalnız Ahmet bunun nedenini biliyordu. Zeynep ona aşıktı ve bunu Ahmet’e söylemişti. Fakat Ahmet onu reddetmişti. O hep Canan’ı sevmişti…</p>
<p>Zeynep’in aşkı hastalık seviyesindeydi. Zeynep’in babası bunu anladığı zaman tasını tarağını toplayıp gitmeye karar vermişti. Kızı onun her şeyiydi. Gözünü bile kırpmadan bütün düzenini bırakıp gitmişti. Ama Zeynep neden buradaydı. Ahmet artık sesleri daha net algılamaya başladı. Annesinin kızım artık sen git kaç gündür buralarda perişan oldun dediğini duydu. Zeynep ise gitmek istemediğini söyledi. Ah ah şu bizim deli oğlan seni sevseydi ne olurdu diye iç çekti. Zeynep bir an panikleyip lütfen öyle şeyler söyleme Ayşe abla dedi… Kızım o hayırsız bir gün bile Ahmet’i görmeye gelmedi. Siz mahalleye geri döndüğünüzden beri sen her gün buradasın, senin gibi merhametli iyi yürekli birini hangi ana evladına istemez ki dedi. O an Ahmet Zeyneplerin tekrar mahalleye geri döndüğünü anladı. Kafasındaki bütün sorular cevap bulunca yine uykuya daldı…</p>
<p>Ahmet uyandığında tekrar o kadını gördü. Yemyeşil olan gözlerine bakarken alnına dokunan eli hissetti. Ruhu huzur bulmaya başlamış, yavaş yavaş hafifliyordu. Kadın artık hazırsın dedi. Ahmet “Neye hazırım?” diye sordu. Kadın gitmeye dedi.” Nereye” diye sordu Ahmet. Kadın “gidince anlarsın” dedi. Ahmet anlamıştı kadına o soruyu sormadan önce ölümün ona geldiğini. Ahmet can havliyle gitmek istemiyorum diye bağırdı. Kadın döndü ve “neden” diye sordu. Ahmet umulmadık bir cevap verdi. “O gelmiş” dedi. Kadın “O” kim diye sordu. Zeynep gelmiş onu görmek istiyorum dedi Ahmet. Kadın “şu bir aydır yanına gelip sana şiirler okuyan şu sarımtırak mavi gözlü kızdan mı bahsediyorsun” dedi. Ahmet “evet ondan bahsediyorum” dedi. Kadın olmaz gibisinden kafasını salladı. Ahmet “gelmiyorum” dedi. Kadın arkasını döndü ve hızlı hızlı adımlarla Ahmet’in yanına geldi. Elini Ahmet’in göğsüne doğru bastırmaya nefes başladı. Ahmet nefes alamaz hale geldi. Yavaşça kendinden geçmeye başladı. Artık öldüğünü düşünen Ahmet’in kulağında o cümle yankı bulmaya başladı.” Bu son şansın…”</p>
<p>Ahmet gözünü açtığında ilk annesini gördü. Heyecandan ne yapacağını bilemeyen kadın gözünü açtı diye haykırmaya başladı. Ne olduğunu anlamak için hemşirelerde odaya doluştular. Ahmet’in gözlerini açtığını gören hemşireler doktora haber verdiler. Doktorda koşup gelmişti hemen. Ahmet’in tamamen uyanıp uyanmadığını anlamak için birkaç soru sordu. Ahmet sorulan sorulara düzgün cevap veriyordu. Doktor Ahmet’in tam anlamıyla kendine geldiğine kanaat verdiğinde Ahmet’in annesi hıçkıra hıçkır ağlıyordu. Ahmet ağlama anne lütfen dedi. Doktor odadan çıktığı zaman “Çok utanıyorum anne” dedi Ahmet. “Neden oğlum?” diye sordu Ahmet’in annesi. “Beni hiç sevmeyen biri için canıma kıymak istedim. Millet benim hakkımda ne düşünür ne söyler” dedi Ahmet. “Kimse bilmiyor oğlum kimse bilmiyor senin neden intihar ettiğini” dedi annesi. Ahmet şaşkın bir ses tonuyla “Mektubu okumadınız mı anne” dedi. “Okuduk oğlum ama ne baban nede ben kimseye bu mektuptan bahsetmedik. Bir tek o zilli Canan biliyordur biliyorsa” dedi. Ahmet biraz olsun rahatlamıştı. Gerçekten de yaptığı şeyden pişmanlık duyuyordu. Neden kendisini hiç sevmeyen biri için intihar etmeyi düşünmüştü. Keşke annemin dediği gibi Zeynep’i sevseydim dedi. O an doktor içeri girdi. Yarın taburcu olabilirsiniz dedi. Ahmet ertesi gün taburcu olmuştu. Her yeri alçı içindeydi. Beş altı ay sonra bütün bu alçılardan kurtuldu. Aksayan sol bacağını saymazsa her şey eskisi gibiydi. O günü, bir ay öncesini düşünmeye başladı. Halbuki onu çok sevdiğini söylemişti Ahmet. Zeynep çok geç olduğunu ve asla eskisi gibi onu sevemeyeceğini söyleyerek Ahmet’i reddetmişti. Ahmet yine çatıya çıkmıştı ama bu sefer intihar etmek niyetinde değildi. İçinden mırıldandı. “Şimdi hazırım yeşil gözlüm şimdi hazırım&#8230;&#8221;</p>
<p>Sonrası <a href="https://dandikyazar.com/2013/05/ahmetin-aski/">Ahmet&#8217;in Aşkı</a> <a href="https://dandikyazar.com">Dandik Yazar</a> ilk ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Garip Aşk</title>
		<link>https://dandikyazar.com/2011/06/bir-garip-ask/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[webmaster]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 14:02:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dandikyazar.com/wp/?p=19</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her şey olması gerektiği monotonlukta ilerliyordu. Ali, yeni aldığı kramponlarıyla sınıftaki erkeklere hava atıyor, Gamze her zamanki yerini almış üst sınıftan çıktığı çocuğu kızlara anlatıyordu. O ise her zamanki gibi ders çalışıyordu. En ön sıranın ortasında, handenin yanında oturuyordu. 1.65 boylarında, esmer, saçları düz, gözleri yeşil hoş bir kızdı. Tek bir kusuru vardı ya da [&#8230;]</p>
<p>Sonrası <a href="https://dandikyazar.com/2011/06/bir-garip-ask/">Bir Garip Aşk</a> <a href="https://dandikyazar.com">Dandik Yazar</a> ilk ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey olması gerektiği monotonlukta ilerliyordu. Ali, yeni aldığı kramponlarıyla sınıftaki erkeklere hava atıyor, Gamze her zamanki yerini almış üst sınıftan çıktığı çocuğu kızlara anlatıyordu. O ise her zamanki gibi ders çalışıyordu. En ön sıranın ortasında, handenin yanında oturuyordu. 1.65 boylarında, esmer, saçları düz, gözleri yeşil hoş bir kızdı. Tek bir kusuru vardı ya da bizler öyle sanmıştık.</p>
<p>Onun gözlükleri vardı. Ve kimse onunla öyle haşır neşir değildi. Sınıfça gidilen geziler haricinde pek konuşmuşluğumuz da yoktu. Ama nedenini anlayamadığım bir şekilde benim gözlerim hep onun oluğu yere kayıyordu.</p>
<p>Ali seslendi her zamanki alaycı, cırtlak sesiyle.” – Gene dalmışsın.” Kulaklarım onu duyuyor ama algılayamıyordu. Ve ikinci bir seslenme ile kendime geldim. “– Oğlum derdin ne senin ?” Şaşkınlık ve telaş içinde ona verdiğim cevap beni bu zor durumdan hemencecik kurtardı. ” – Sınıf maçlarını düşünüyorum. “ Ali üzgün bir sesle “- Başka bir sınıfın takımında oynamayı düşünüyorsun herhalde” dedi. Okul takımının aslarında forvet mevkisinin değişmez ismiydim. Lakabım Haccak Osman’dı. Bu lakap zor bulunmadı bana. Tekniğim sayesinde dalga geçer gibi futbol oynardım. Yalnız sınıfta güzel top oynayan tek ben olduğum için hep ilk turlardan elenirdik. Aklımdaki bu değildi. Ben sadece Yasemine bakıyordum. Ama bunu da söyleyemezdim. Aliye baktım ve güldüm. “-Sadece ilk turdan elenmesek yeter.” Orada İhsan atladı konuşmamıza. “- Alinin kramponları kurtarır bizi.“ Sınıf yerlerde. Ali kızgın bir ifade ile “ – Ne demek istiyorsun ?” İhsan “- Yapma be Ali bizim sınıfta futbol oynayan bir Osman var dedi.” Ali büktü boynunu “ Evet haklısın” dedi ve arkasından matematik öğretmeni sınıfa girdi. “ – Günaydın arkadaşlar” dedi. Biraz muhabbet ettikten sonra derse başladı. İşin garip tarafı herkes matematik dersini severdi. Bildiğim bir şey varsa o da matematik öğretmenimiz harika bir insandı Derken zil çaldı. O beş dakikalık aramızda yine o gereksiz muhabbete geldik. Bu sene sınıf maçında ne yapacağımızdı konu. İhsan ısrarla o gereksiz espiriyi yapmaya devam ediyor ve Aliyi çileden çıkarıyordu. “-Ali o kranponlar var ya bizim sınıfın tek ümidi.” Nedense İhsan bunu söylediğinde çok komik geliyordu bize. Ben sonunda “-herkes bu sene parayı fazla verecek” dedim. İhsan yine başladı her zaman ki gibi.” –Haraç mı kesmeye başladın.” Bu sefer Ali kaçırmadı fırsatı. “ -Bizim gibi ezik bir sınıfın takımında oynuyor, tabi ki para isteyecek. “ Ali’nin bildiği bir şey varsa oda İhsan’ın küçük görülmeyi hazmedememesiydi. İhsan sesini yükselterek . “ – Ne yani Osman olmazsa biz takım kuramaz mıyız? Ali bıyık altından gülüyordu. “- Acaba Osman bizde olmasa gol atabilir mi bizim sınıf” dedi. İlk defa İhsan çaresiz kalmıştı. “- Haklısın” dedi. Gerzeklik yapmayın diye bağırdım sonunda.”- Herkes fazla para verecek dedim farkındaysanız buna ben de dahilim.” Ali ve İhsan o anda gözlerini bana dikiler ve beklenen soruyu sordular. “ Neden fazla para veriyoruz ?” “-Göbek Hamdi parasını verirsek bizim sınıf adına oynarmış. “ O an sessiz sedasız sırasında uyuklayan ufuk kafasını kaldırdı ve “- Okul takımının kalecisi değil mi o?” dedi. Ufuk’un bizi dinlediği gerçeğinin bana verdiği şaşkınlık bir an nutkumun tutulmasına neden oldu. Normalde Ufuk kimseyi sallamayan uyuklayan herifin tekidir. “ –Evet “ dedim. “-Neden bizim sınıf adına oynasın ki ?” dedi Ufuk. Bana bu soruları sorması hala acayip geliyordu. “- Cimrinin teki o parayı vermek istemiyor.” dedim. Ufuk’un şaşkınlığı giderek artıyordu ve soru sormaya devam ediyordu. “- Kendi sınıfı vermiyor mu onun parasını?” dedi. “-Çangal Hasan’da onların sınıfında, o parasını veriyormuş.” dedim. Ufuk ışıldayan gözlerle “Şimdi jeton düştü. Demek okul takımının iki kalecisi aynı sınıfta, yoksa Göbek Hamdi neden bize gelsin.” dedi. Sonra da ekledi.”- Bir iki lira fazla para verme ile bir şey olmaz.” dedi. Ben bu sefer katılarak güldüm. “- Bir iki lira ile kurtulmamız mümkün değil” dedim. Ufuk kızgın bir şekilde “- Hayvanın parasını veriyoruz bir de bize gelmek için para mı istiyor” dedi. Artık Ufuk’un soru sormasını garipsemeyen ben, cevabı yapıştırdım. “-Hayır ya Sansar Semihte bizde oynayacak onun için” dedim.<br />
Hayretler içinde kalan Ufuk “-Yok artık, daha neler” dedi. “- Herhalde bütün okul takımını bizim sınıfa transfer edeceğiz “diyerek güldü. “Yalnız bir sıkıntımız var beyler, Semihin bize gelmesi için bir şartı var” dedim. Ufuk “neymiş o?” dedi. “-Hande ile onu tanıştırmamızı istiyor. Ondan hoşlanıyormuş. “ Gamze’den sonra sınıfın en güzel ikinci kızı olan Handeyi kim kandıracaktı ki. Ufuk hiç farkında olmadan yüksek bir sesle konuştu. “- Hande ile beni tanıştırın ben takımın solunda döktüreyim” dedi. Sınıftaki bütün kızların gözü Ufuk’a döndü. Ufuk aldırmazdı normalde ama Handenin ona bakan açık kahverengi gözlerini görünce utandı. Neyse ki Ufuk’un yardımına zil koştu.<br />
Ufuk sırasında defterinden kopardığı kağıda bir şeyler yazıyordu. Sonra ayağa kalktı ve kalemini açmak için çöp kutusunun yanına gitti. Dönerken de yazdığı kağıdı handeye verdi. Sonunda zil çaldı ve matematik dersi bitti. O kağıtta ne yazdığını çok merak eden ben, cevabımı kısa sürede handenin dudaklarının arasında çıkan cümlede buldum. Hande Ufuk’un yanına gelip ”-Beni neden başkasına kaptırıyorsunuz ki” dedi ve ekledi. ”İlk elemeleri geçerseniz seninle sinemaya gideriz.” dedi. Ufuk bu olayın ardından bize döndü ve “-korum Semihine, Semih de kim?” Beni de yazın lan sınıf takımına.” dedi. Böylelikle Semih işi yalan oldu.<br />
Lakin garip bir şekilde Alinin yüzü gülüyordu. Tenefüs saatinin son demlerinde sınıfta üç beş kişiydik. Aliye seslendim. “-Neden mutlusun lan !” dedim. Ali tam söyleyecekti ki Hande girdi araya.”- Ufuk 3. Ligde bir takımda oynuyor. Semih onun yanında oyuncu bile değil” dedi. Şaşkınlık içerisinde “Hayvana bak, neden iki yıldır bizim takımda hiç oynamadı” dedim. Hande çok mantıklı cümleler ile beni şaşırtıyordu. “-Bizim sınıfı geç, okul takımında bile oynamıyor ki dedi. Sanırım sakatlanmaktan korktuğu için oynamıyor” dedi. “- Peki şimdi değişen ne?” dedim. Bu sefer Ali girdi araya. “Takımda kesik yemiş o yüzden. Ama anlayamadığım yine de oynamak istemezdi bizde ” dedi. Bende bıyık altından gülerek” -İşin ucunda hande var ondan olabilir mi?” dedim. Bu sefer hande güldü. “-O bizim mahallede Sude ile çıkıyor” dedi. Alinin durumuna düşmüştüm ben de. Anlamsız yüz ifademizi gören Hande birden sorumuzun cevabını verdi. “-Ali akıllı bir çocuk. Benim o çocukla görüşmeyeceğimi biliyordu. Benim ona dediğimi anladı sadece. Ben sen neden oynamıyorsun diye ima ettim o kadar” dedi. O arada millet sınıfa toplanmaya başladı ve kısa bir süre sonra ders zili çaldı. Evet sınıfın idare eder bir takımı olmuştu artık. Ama benim gözüm hala Yasemine kayıyordu. Zaman hızla geçti ve son ders saatine gelmiştik. Teneffüs saati yeni başlamıştı. O sırada Yaseminle uğraşıyorlardı. Alinin cırtlak ve alaylı sesini duydum. ”- Dünyayı sen mi kurtaracaksın?” Yasemin “-Defol git, başkasıyla uğraş” diyordu. En sonunda “-Ali, yeter” dedim. “Sana ne? sen avukatı mısın “ dedi. “Oğlum ders çalışıyor işte sınav var herkes senin gibi sorumsuz değil“ dedim. Nasıl oldu bilmiyorum ama birden Ali’yi yumruklamaya başlamıştım. Öğretmen geldi, bizi ayırdı ve idareye götürdü. Alinin lavabodan dönmesini bekledik bir süre. Dudağı patlamıştı. Müdür yardımcısı Aliye sordu.” Nasıl oldu” diye.”- Şakalaşırken Osman beni yanlış anladı ve kavgaya tutuştuk hocam” dedi. Müdür yardımcısı bana döndü ve bağırmaya başladı. Ağzına ne gelirse söylüyordu. Bir süre sonra “-Ailelerinizi arayacağım” dedi. Ali “Hiç gerek yok hocam ben şikayetçi değilim” dedi. Müdür yardımcısı bu sefer de Aliye bağırmaya başladı. Ama Ali sesini biraz yükselterek ” Hocam bize bağırmaya hakkınız yok” dedi. Bugün çok fazla şok geçirmiştim ve yeni bir şok daha yaşadım. Alinin cırtlak ve alaylı olan sesi şimdi koca bir adam gibi çıkıyordu. Çakmak çakmak bakan siyah gözlerini müdür yardımcısına dikmişti. O sırada arkadan bir kahkaha patladı. Müdür, yardımcısına bakarak “-Çocuk haklı ona bağırmaya hakkınız yok” dedi. Bir süre afallayan müdür yardımcısı “çok sinirlendim kendime hakim olamadım “ dedi mahcup bir şekilde. O sırada Ali girdi araya. “Bakın hocam siz bile sinirlenince kendinize hakim olamıyorsunuz. Biz de sinirlendik ve kavga ettik. Ailelerimizi çağırmanıza gerek yok böyle küçük bir kavga için” dedi. Müdür”- Koca adam olmuş bu çocukları ailelerine söylemek uygun düşmez hakan bey “ dedi. Müdür yardımcısı istemeyerek de olsa bunu kabul etti. Müdür hemen nöbetçi öğrenciyi çağırdı ve Alinin ve Osman’ın çantasını al gel dedi. Sonra onların o ders izinli olduğuna dair bir kağıt verip nöbetçi öğrenciyi yolladı. Müdür “Neyse ki bugün cuma pazartesiye her şey unutulur” dedi. Çantalarımız geldi ve biz evlerimize yollandık. Kapıdan çıkarken müdürün sesini duyduk. “İşte gençlik dediğin böyle olmalı. Hakkını böyle savunmalı“ Evet hakkını savunan biri vardı ama o da Aliydi. Adamın ağzını burnunu kırmıştım ama şikayetçi bile olmamıştı. Kız olsam diye geçirdim bir an içimden, kesin Aliye aşık olurdum… Aynı mahallenin çocuğuyduk ve aynı yoldan gitmek zorundaydık. Bir süre sonra sessizliği bozan ben oldum. “-Özür dilerim Ali” dedim. Alinin o ana kadar suratına hiç dikkat etmemiştim. Ali gülümseyerek “Hiç önemli değil. Normalde odun alıp dövmek vardı seni, ama aşk işte” dedi. “Ne aşkı dedim. Yoksa sen bana mı aşıksın. Homoseksüel misin Ali sen” diye çıkıştım. Ali ağza bile alınmayacak bir küfür etti bana, sonra da “Geri zekalı ben senin Yasemin’e aşık olmandan bahsediyorum “ dedi. “Bunu nereden çıkardın? “ dedim. Ali gülümseyerek “ Sen bana yumruk atarken bağırarak Yasemini sevdiğini de söylüyordun” dedi. “Ha siktir “ dedim. Ali devam etti konuşmaya. “Oğlum bu dudak geçer ama sen bu yılın gündemisin, bu olay unutulmaz “dedi. Hadi benimle dalga geçilmesini geçtim de ben Yaseminin yüzüne nasıl bakacaktım. Sonunda eve vardım. Odama çıktım ve yatağıma uzandım. Bir süre sonra masanın üstünde duran telefonuma mesaj geldi. Bana atsa atsa bu mesajı Ali atardı. Pezevenk dalga geçecek konu buldu ya uyku yok bana dedim kendi kendime. Telefonu aldım ve mesajı açtım. Kalbim ilk defa bu kadar yüklenmişti göğsüme. Soluk alıyor muydum bilmiyorum. Avucumun içi terliyordu. Kulaklarımda telefonun ekranında okuduğum cümleleri duyuyordum. Mesajı atanın Yasemin olması beklenecek bir durum değildi. Beklemiyordum çünkü telefonum olduğunu bilen tek insan Ali’ydi. Birden gözümün önünde Gamze beliriverdi. Benim numaram bir de onda vardı. Kız yememiş içmemiş gitmiş numaramı Yasemine vermiş. O zamanlar ortaokuldaydık. Bütün sınıfın erkekleri gamzeye aşıktı. Orta üçün son zamanlarıydı işte. Gamzenin hatıra defterine “numaranız nedir?” sorusuna yazmıştım numaramı. O da oradan biliyor. Yaseminin attığı mesaj aynen şöyle “Yarın saat birde sahilde, emniyet müdürlüğünün karşısında buluşabilir miyiz? Ama sakın soru sorma.” diye de bir cümle eklemiş mesajın sonuna. Fabrikadan çıkan ilklerden olduğunu düşündüğüm cep telefonumun silik tuşlarında zar zor tamam olur yazıp yolladım. Yarın saat birde Yaseminle buluşacağız. Saat on ikiye beş var az sonra akrebin üstüne yelkovan gelecek ve saat on iki olacak. Ben de o sırada duvarda ki saatinin pilini çıkarıp benden kaçar mı ibneler deyip iğrenç bir espiri yapıp yatacağım. Her zamanki gibi annem sabahtan bana “-duvar saatinin pilini neden çıkardın” diyecek. Bende klasik cevabımı vereceğim. “-Sevenler ayrılmasın istedim anneciğim.” İşte bugünüm böyle geçti sevgili günlük. Yarın için bana şans dile…</p>
<p>Sonrası <a href="https://dandikyazar.com/2011/06/bir-garip-ask/">Bir Garip Aşk</a> <a href="https://dandikyazar.com">Dandik Yazar</a> ilk ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cüzdan</title>
		<link>https://dandikyazar.com/2011/06/cuzdan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[webmaster]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2011 14:04:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dandikyazar.com/wp/?p=23</guid>

					<description><![CDATA[<p>Telefon sabahın köründe çalmaya başladı. Yatağın yanındaki, sandalyenin üstünde duran telefonu alıp susturmak eziyetlerin en büyüğüymüş gibi geliyordu insana. Sanki var olan son gücüyle almıştı telefonu eline. Alarmı kapatmaya korkuyordu. Bu yüzden tekrarla yaptı ve kafasını tekrar yastığa gömdü. Beş dakika sonra telefon küfür edermişçesine çalıyordu. Bu sefer hiç direnmeden ayağa kalktı ve telefonu susturdu. [&#8230;]</p>
<p>Sonrası <a href="https://dandikyazar.com/2011/06/cuzdan/">Cüzdan</a> <a href="https://dandikyazar.com">Dandik Yazar</a> ilk ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Telefon sabahın köründe çalmaya başladı. Yatağın yanındaki, sandalyenin üstünde duran telefonu alıp susturmak eziyetlerin en büyüğüymüş gibi geliyordu insana. Sanki var olan son gücüyle almıştı telefonu eline. Alarmı kapatmaya korkuyordu. Bu yüzden tekrarla yaptı ve kafasını tekrar yastığa gömdü. Beş dakika sonra telefon küfür edermişçesine çalıyordu. Bu sefer hiç direnmeden ayağa kalktı ve telefonu susturdu. Vakit kaybetmeden lavaboya gitti, elini yüzünü yıkadı. Telefonu sabahın dört buçuğuna kurmasının tek amacı doğan güneşi görmekti. Kapıya çıktığında yaşam yeşermeye başlıyordu. Balkondan balkona uçan güvercinlerin kanat sesleri duyuluyordu. Güneşin doğuşunu en net görebileceği yere geçti. Ortalık yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Güneş, bütün ihtişamıyla bulutların arkasından doğuyordu. Bulutların arasından tek bir çizgi halinde çıkan güneş ışınlarını seyretmek ayrı bir tat veriyordu insana. Güneş bu sabahta doğması gerektiği yerden doğmuştu. Gülümseyerek “- Evet bugün de kıyamet kopmayacak. Yani güzel bir gün olacak” dedi.</p>
<p>Eve geldiğinde saat altıya çeyrek vardı. Kahvaltıyı hazırlamak yarım saatini aldı. Yarım saatte hazırlanan kahvaltıyı on beş dakikada bitirdi. Sofrayı kaldırdı ve odasına gitti. Dolabından beyaz tişörtünü çıkardı. “- Bugün bunu giyeceğim” dedi. Daha sonra kot pantolonunu askılıktan aldı. “-İşte bunu da çektim mi altıma, işe gitmeye hazırım.” dedi. Saat yedi buçuğa gelirken, giyinme faslı bitmişti. Çoraplarını giyer giymez ayakkabılıktan siyah ayakkabısını çıkardı. Onu giydikten sonra ayakkabılığın üzerinden kahverengi çantasını aldı ve evden çıktı. Kapıyı kilitledikten sonra işine doğru yol almaya başladı.<br />
Her güzel şey güneşe bağlıydı Canan için. Herkes susuz bir hayat var olamaz derken Canan da güneşsiz bir hayatın olamayacağını düşünürdü. Çünkü güneşsiz günlerde insanların psikolojileri alt üst, moralleri kötü oluyordu. Güneşe eşlik eden rüzgar , Canan’ı mest ediyordu. İşe varmasına da az kalmıştı zaten. Kuyumcunun önünden geçerken yerde bir cüzdan gördü, eğilip aldı. İçini açınca, iki yüz lira birde ehliyet olduğunu gördü. Cüzdanı çantasına attı, akşam iş çıkışı karakola teslim etme düşüncesi ile…</p>
<p>İş yeri her zamanki gibi hareketliydi. Öğrencilerin eksikleri yıl boyunca hiç bitmezdi. Zaten kimsede bu durumdan şikayetçi değildi, Canan dışında. Öyle öğrenciler geliyordu ki, Canan onları odunla dövse hırsını alamazdı. Saçma sapan sorular, yalandan yere uğraştırmalar, aratmalar. Hani uğraştırıp da bir şey almadan gidenler var ya en çok da onlara sinirlenirdi. Öğrencilerden biri kasaya iki yüz lira verince patron Canan’ı çağırdı. “-Şunu karşıda mağazada bozdur” dedi. Canan patronunun gözünün içine baktı kızgın gözlerle. İçeride müşterilerle ilgileniyordu sonuçta. “-Az önce ödeme yaptım o yüzden kasada hiç para kalmadı. Sen merak etme ben ilgilenirim müşterilerle” dedi. Canan vakit kaybetmeden parayı aldı ve karşı mağazaya gitti. Parayı bozdururken gözü vitrinin önündeki ayakkabıya takıldı. Durumu fark eden Hande “-Yüz elli lira ama bugüne özel yüzde elli indirimde” dedi. Canan’ın hiç parası yoktu. Aylığını almasına da üç gün vardı. Büyük ihtimalle Canan onu alana kadar da satılırdı ayakkabı. Parayı bozduran Canan iş yerine döndü. Birden aklına çantasındaki cüzdan geldi. Şimdilik onu kullanabilirdi. Daha sonrada aylığını alınca parayı yerine koyacaktı. Ama o zamana kadar cüzdanın onda kalması doğru muydu bilemiyordu. Belki kaybeden kişinin o paraya çok ihtiyacı vardı. Sonra “Kimseye bir şey olmaz üç günlük bir gecikmeden” dedi kendi kendine. İşlerin duraksadığı bir anda patronundan on dakika için izin istedi. Hemen mağazaya gitti ve ayakkabıyı aldı. Beyaz ayakkabının yanları kırmızı üstü ise mavi çizgilerle kaplıydı. Garip ama hoş bir ayakkabıydı. Canan’ın giydiklerine de çok uymuştu üstelik.</p>
<p>Çıkış saatine doğru Canan’ın en samimi arkadaşı Ezgi geldi. “Bugün biraz sahilde dolaşalım” dedi. Canan “Tamam olur” dedi. Ezgi seslendi “- Aynan var mı?” Canan “- Çantada olması lazım” dedi. Ezgi çantayı kurcalarken cüzdanı buldu. “Bu cüzdan kimin?” Canan telaşlandı ama sakin bir sesle “ Sabah kuyumcunun önünde buldum” dedi. Ezgi “ Eee sende ne işi var o zaman” diye sordu. Canan “-Akşam iş çıkışı karakola vermeyi düşünüyordum sabah fırsatım olmadı” dedi. Canan telaşlandı. Bir an cüzdanın çantasında olduğunu unuttu. Ezgi” Sonunda buldum. Şu küçücük çantada dünya var” dedi. Sonunda çıkış saati geldi. Canan çantasını omuzuna taktı. Tam sahile doğru ilerliyordu ki “ – Cüzdanı karakola vermeyecek misin?” diye sordu Ezgi. Canan”-Unuttum ” dedi. Canan köşeye sıkışmıştı. Cüzdanın içindeki paranın birazını harcamıştı. Üstelik paranın üstü de pantolonun cebindeydi. Sonunda karakolun kapısına geldiler. Kayıp olan cüzdanı karakola teslim ettiler. Formalite icabı bir iki soru sordular. Daha sonrada Canan’ın ev adresini, telefon numarasını ve iş yerinin adresini aldılar. Canan’ın beklediğinden sakin geçmişti karakol işi. Keyfi yerine gelmişti Canan’ın. Sahilde biraz dolandıktan sonra “ Hadi birer kahve içelim” dedi Canan. Ezgi “Olur” dedi. Bir kafede kahve içtiler. Oradan buradan olur olmaz bir sürü şey konuştular. Daha sonra vaktin geçtiğini fark eden Ezgi “- ooo saat kaç olmuş?” Canan alaylı bir şekilde “-Saat daha on” dedi. Ezgi “- Ben senin gibi tek yaşamıyorum. Hala annemin babamın yanında yaşıyorum” dedi. Apar topar masadan kalktılar. Ezgi elini çantasına atarken Canan çoktan elini cebine atmış hesabı ödemişti. “ Hep sen ödüyorsun” dedi Ezgi. Canan”- Zamanı gelince de sen ödersin. Aramızda üç beş liranın hesabını yapacak değiliz ya” dedi. Sonunda eve varan Canan hızlı bir şekilde bütün işlerini halletti ve yattı. Aklı hala harcadığı paradaydı. O cüzdan kimindi? Sahibinin o paraya ihtiyacı var mıydı? Vicdanı çok rahatsızdı. Bunları düşünürken uykuya daldı.</p>
<p>Sabah kalktığında saat yedi buçuğa geliyordu. Apar topar üstüne bir şeyler geçirdi ve kendini kapıya zar zor attı. Koşar adımlarla işyerine gitti. Kılı kılına yetişti işe. Hemen kapıyı açtı ve yapması gereken bütün işleri halletti. Öğlen saatine doğru yandaki lokantadan çorba sipariş etti. Sabah da bir şey yemediği için öğle vaktine ölüsü düştü. Bugün her zamankinden daha kötü geçmişti Canan için. Çıkış saati gelmişti neredeyse. Birden Canan’ın telefonu çaldı. Canan ekrana baktı ve numaranın kayıtlı olmadığını gördü. “-Efendim” dedi. Karşıdaki ses ona ilk önce kendini tanıttı. “-Ben Hakan HAKYEMEZ. Bulduğunuz cüzdanın sahibiyim. Eğer mümkünse size teşekkür etmek istiyorum” dedi. Canan bir an telaşlandı ama sonra kendini topladı. “-Hiç gerek yok. Ben vatandaşlık görevimi yaptım” dedi. Karşıdaki ses ısrarla”- Bana nasıl bir iyilik yaptığınızı bilmiyorsunuz” dedi. Adamın ısrarlarına dayanamayan Canan adamın görüşme isteğine olumlu cevap verdi. Akşama saat sekiz buçukta Asmalı kafede buluşmak üzere randevulaştılar. Saat tam sekiz buçukta Asmalı kafede olan Canan bir masaya oturdu. Çok geçmeden karşısına 1.75 boylarında esmer, yeşil gözlü, kirli sakallı genç bir adam oturdu. “-Merhaba siz Canan olmalısınız” dedi bek sesiyle. Canan “-Hakan beysiniz sanırım” dedi. Biraz muhabbet ettikten sonra Hakan ”-Bana yaptığınız iyiliği ne yapsam ödeyemem” dedi. Canan bu iyiliğin ne olduğunu gerçekten merak ediyordu. “-İnanın yaptığım iyiliğin ne olduğunu ben de çok merak ediyorum” dedi. Hakan cüzdanını çıkardı ve gösterdi. “Bakın cüzdanın şu bölmesini görüyor musunuz?” dedi. İşte tam burada beş yüz bin dolarlık bir çek vardı. Canan “-Ciddi olamazsınız?” dedi. Adam ciddi bir ifadeyle “O çek çalıştığım işyerine aitti, içinde birde iki yüz lira vardı ama hiç mühim değil” dedi. Canan’ın bakışları bir ara sönükleşti. Bu durum Hakanın gözünden kaçmadı. Lakin çok hızlı bir şekilde toparladı Canan kendini.” -Beş yüz bin doların yanında iki yüz lira ne ki” dedi. Hakan”- Kesinlikle haklısınız” dedi. Yarım saat daha muhabbet ettikten sonra kalkmaya karar verdiler. Hakan Canan’a fırsat vermeden hesabı ödedi.”- Böyle bir şeye hiç gerek yoktu” dedi Canan. “-Bana yaptığınız iyiliğin yanında hiçbir şey değil bu” dedi Hakan. Ayrılmak üzereyken Hakan Canan’a seslendi. ”- Canan hanım biliyorum bana yaptığınız iyiliğin yanında bu hiç ama lütfen bunu kabul edin” dedi. Canan parayı kabul etmeyecek olsa da Hakan ne yapıp edip onu ikna ediyordu. Akşam eve vardığında Canan elindeki zarfa bakıp ağlıyordu. Daha sonra kendini toparladı. Güzel bir duş aldı. Yatağa uzandı ve düşünmeye başladı. Aslında mantıklı düşününce kimse zararlı çıkmamıştı yaşananlardan. Onu bu denli rahatsız eden şeyin ne olduğunu bilmiyor da değildi. Birinin gözlerine baka baka yalan söylemek… Hiç hak etmediği halde o parayı almak… Bunlar Canan’ın zoruna gidiyordu… Bütün bunlar aklından geçerken uykuya daldı.</p>
<p>Hakan balkonda sigara içiyor ve küfürler ediyordu. “-Nasıl olurda gözlerimin içine baka baka yalan konuşur” diye hayıflanıyordu. O bütün olanı biteni biliyordu aslında. Cüzdanın bulunduğu sırada kuyumcunun içindeydi Hakan. Bilerek cüzdanı oraya atmıştı. İçindeki iki yüz lira ve ehliyet umurunda bile olmazdı alınıp götürülse. O sadece biri cüzdanı olduğu gibi karakola verir mi diye merak ediyordu. Ve o gün cüzdanı alırken Canan’ı görmüştü. Olanlara bir türlü anlam veremiyordu. Madem içindeki iki yüz lirayı aldın neden karakola veriyorsun? Gibi sorulara cevap bulmaya çalışıyordu. Kendisi de kurduğu bu yalanlarla kafasındaki sorulara cevap bulmaya çalışıyordu. Canan’a bu kadar yaklaşmasının tek nedeni de buydu.</p>
<p>Canan ve Hakan bir süre sonra tekrar görüşmeye başladılar. Hakan beyin tatlı dili Canan’ı bir şekilde ikna ediyordu. Kafelerde buluşmalar, sinemaya gitmeler derken birbirleriyle baya yakınlaştılar. Canan hiç beklenmeyen bu durum karşısında çok rahatsızdı. Hakanı kandırdığını düşünüyordu. Hakan da işlerin nasıl bu noktaya geldiğine bir anlam veremiyordu. Canan düşünüyordu. Çekmecesinin gözü açık, Hakanın verdiği zarfa bakıyordu. Dayanamadı ve yine ağladı. “-Ben aşağılık kadının tekiyim” diye bağırdı.</p>
<p>Sabah kalktığında saat altıya geliyordu. Perişan bir halde, düzeni alt üst olmuş zavallı bir insandı artık. Kafasında hala Hakanı kandırdığı düşüncesi vardı. Banyoya gitti, güzel bir duş aldı. Saçlarını taramak için aynanın karşısına geçtiğinde, aklından geçen her şeyi unutmak istiyordu. Gülümseyerek ”-Dünyanın yedi harikasından biri bu evde yaşıyor. Geriye kalanlarda kimin umurunda” dedi kendi kendine. Güzelliğini farkındaydı. 1.60 boylarında, esmer, açık kahverengi gözlü, hoş bir kızdı Canan. Saat yediye geliyordu. Kahvaltı yapacaktı ama vazgeçti. Hiç iştahı yoktu. Çok özenmeden üstüne bir şeyler giydi ve evden çıktı.</p>
<p>Bu sabah erken gelmişti iş yerine. Kapıdan içeri girildiğinde göze çarpan ilk şey kitaplar oluyordu. Sol tarafta para kasası, yanında da bilgisayar duruyordu. Canan ilk önce sağ tarafta yerde duran sırt çantalarını aldı, dışarı astı. Kitapların üzerindeki tozu aldı, yerleri paspasladı. Yeni gelen kolileri açtı, içindeki kitapları raflara dizdi. Yapması gereken bütün işlerini halletti. Daha sonra dinlenmek üzere bilgisayarın başına oturdu. Bir süre sonra dalıp gitti…</p>
<p>Biri “-Bakar mısınız?” diye seslendi. Canan kendine geldi. “-Efendim” dedi. “-Acaba sizde Sunay Akın’ın Kız Kulesindeki Kızılderililer adlı kitabı var mı?” diye sordu. Normalde ağırlık soru bankası kitaplarına veriliyordu. Ünlü olan roman, hikaye ve şiir kitapları da vardı. Sunay Akın’ın o kitabı hiç gelmemişti. Canan müşteri kaybetmemek düşüncesiyle “-Maalesef elimizde kalmadı. Tekrar ne zaman gelir hiç bilmiyorum” dedi. Çocuk teşekkür etti ve çıktı.</p>
<p>Canan sonunda Hakan’a her şeyi itiraf etmeye karar verdi. Akşam iş çıkışı Hakan’ın evine gitti. Biraz alkol almıştı. Cesaretli olmak istiyordu Hakanın karşısında. Bütün olanı biteni Hakana anlatacak ve bu vicdan azabından kurtaracaktı kendini. Ne olursa olsun söylemeliydi. Hakanı çok seviyordu. Bu yüzden söylemeliydi aslında. Kapıyı çaldı. Hakan kapıyı açtı ve karşısında Canan’ı görünce şaşırdı. İçeri buyur etti. Ve ziyaretinin sebebini sordu. Canan “Sevgilimi ziyaret edemez miyim?” dedi. “ -Onun için değil de sen ilk defa geliyorsun bana” dedi Hakan. Canan ”-Öyle aklıma düştün, geldim işte” dedi. Biraz oradan buradan konuştular. Hakan izin isteyerek yatak odasına gitti. Canan bir müddet bekledikten sonra bir şey mi oldu diyerek Hakanın yatak odasına gitti. Hakan büyükçe bir kutunun içini karıştırıyordu. Canan Hakanın hemen arkasında ne yaptığını merak ediyordu. Hakan buldum dedi ve arkasına döndüğünde Cananla göz göze geldiler. Hakan kendini Canan’ın kahverengi gözlerinde görüyor, Canan da kendini Hakan’ın yeşil gözlerinde görüyordu. O an ne olduğunu bile anlamadan birbirlerini öpmeye başladılar. Kendine hakim olmak istiyordu Hakan ama bir türlü başaramıyordu. Anlaşılmaz bir şekilde bedenini kontrol edemiyordu. Canan’da kendinden geçecek kadar alkol almamıştı ama oda kendini frenleyemiyordu. Birbirlerinin kalp atışlarını göğüslerinde hissediyorlardı. Nefes alıp vermeleri hızlanmıştı. Havada dolaşan ter kokusu onları cezbediyor, daha da arzulu sevişmeye şevk ediyordu. Yıllarca ayrı kalmış iki eş gibi sevişiyorlardı. Zaman kavramı yoktu artık onlar için. Hakan vücudundaki bütün hücrelerde yaşam hissediyordu. Canan daha garip duygular içerisindeydi. Vücudu ateş olmuş Hakanı arzularken, aklında Hakanı kandırdığı düşüncesi vardı. Duyguları karmakarışık olmuştu Cananın. Bir süre sonra oda kendini olayların akışına bıraktı.</p>
<p>Sabah, ilk Canan uyandı. Yeni doğmuş bir bebeğin mahmurluğu vardı üstünde. Sessizce yataktan kalktı. Üstünü giyindi. Sonra uzun uzun Hakana baktı. Özür diledi. O özür dilerken Hakan uyuyordu. Sonra çantasından bir mektup çıkardı. Bütün olup biteni o mektuba yazmıştı, söyleyemezsem diye. O bir özür mektubuydu. Mektubu hemen yatağın yanında duran karyola sehpasının üstüne bıraktı. İşte o mektupta cevap buluyordu Hakan’ın bütün soruları… Canan hoşça kal dedi ve evden çıktı. Çok geçmeden Hakan da uyandı. Mektubu gördü. Burnunun direği sızladı. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Sonra topladı kendini. Mektubu açtı ve içindeki parayı aldı. Parayı saydı. Cüzdandaki para ile sonraki verdiği paranın toplamıydı bu. Mektubu okumaya bile tenezzül etmedi. Mektubu sekiz parçaya böldü. “-Zaten götürmezdi yüreğim ucundan kemirilmiş bir aşkı” dedi. Bavulunu topladı ve kapıdan dışarı çıktı.</p>
<p>Yoldan bir taksi çevirdi ve otogara gitmesini istedi. Otogara vardıklarında ”-Borcum ne kadar?” diye sordu. “-On lira abi” dedi. Hakan taksiciye parasını verdi. Zaman kaybetmeden bilet almaya gitti. İstanbul’a kalkan arabaların saatlerini sordu. Hemen yarım saat sonra bir araba İstanbul’a kalkıyordu. Bileti aldı, beklemeye başladı. Çok geçmeden araba kalktı. Neden İstanbul’a bile gittiğini bilmiyordu Hakan. Ne bir akrabası vardı orada nede bir dostu. Aklına nedense İlk İstanbul gelmişti. On dört saatlik yorucu bir yolculuğun ardından İstanbul’a varmıştı Hakan. Servis arabası Hakanı ucuz ve güzel otellerin bulunduğu bir yere bıraktı. Hakan saatine baktı. Saat ikiye yaklaşıyordu. Hakan Otele gitmeden önce soluklanmak için parkta bir yere oturdu.</p>
<p>Az ileriden elinde şarap şişesi olan yaşlı bir adam geldi. Hiç beklenmedik şekilde Hakandan müsaade isteyip yanına oturdu. Yaşlı adam şişesinden bir fırt çekip Hakana baktı. Hemen ayağının yanında bulunan lacivert bavula takıldı gözü. Belli ki karşısındaki bu adam bir yere gitmiyor bir yerlerden geliyordu. “-Yolculuk nereden evlat” dedi. Hiç istemediği halde yaşlı adamın sorusunu cevapladı. “-Ordu’dan amcacığım” dedi. Yaşlı adam Hakan’a tekrar baktı. Soruya verilen cevaplar tereddütsüzdü. Lakin Hakan’ın sesinden acı dolu bir adam olduğunu anlaşılıyordu. “-Neden buralara geldin?” diye sordu. Hakan yaşlı adama baktı. Üstü başı yırtık, saçı sakalı birbirine karışmış, elinde şarap şişesi olan bu adam neden bu soruları soruyordu. Daha garip olansa Hakan neden bu sorulara cevap verme isteği duyuyordu. “-Aşk acısı amcacığım” dedi. Neden böyle dediğini bile bilmiyordu Hakan. Ama söylemek istiyordu. ”-Vakitten bol bir şeyim yok evlat, anlatırsan dinlemek isterim” dedi. Hakan anlatmak istiyordu her şeyi, içini boşaltmak istiyordu hiç tanımadığı bu yaşlı adama. Hakan hiç aralıksız olanı biteni hiç tanımadığı bu yaşlı adama anlattı. Yaşlı adam Hakan’a baktı. “-Benim hikaye mi dinlemek ister misin? Zaten çok uzun zaman oldu dertleşmeyeli, dertleri deşmeyeli” dedi. Hakan “Dinlerim” dedi. Yaşlı adam anlatmaya başladı.”-Sevdiğim bir kız vardı. Ailesi zengindi. Kızın ailesi benimle evlenmesine razı olmadı. Çok seviyorduk birbirimizi. Evlendik. Güç bela geçiniyorduk ama mutluyduk. Sonra ne oldu bilmiyorum ama daha sonra eşim kavga çıkarmaya başladı. Kavgalarımız ufak tefek şeylerden çıkıyordu. Geçim sıkıntıları falan. Ben kaynakçıydım. Öyle çok para almıyordum çalıştığım yerden de. Ama hiç eşime bağırmadım biliyor musun? Nasıl bağırabilirdim ki! Onca malı mülkü bırakıp bana varmıştı. Üstelik ailesi de onu reddetmişti. Her şeyi bendim ya da öyle sandım.” Bu cümleden sonra yaşlı adamın gözleri yere eğildi. Sonra devam etti anlatmaya. “Bir gün eve geldiğimde mutfakta masanın üstünde bir mektup buldum. Açtım okudum. Onu anlatmış bunu anlatmış bir sürü ıvır zıvır işte. Parasızlıktan kaynaklanan bir sürü şey. O mektupta ne zoruma gitti biliyor musun? Evlat. Sakın beni arama. Nasıl olurda onu aramazdım? O benim her şeyimdi. Aradım ama hiçbir şekilde izini bulamadım. Çok geçmeden mahkemeden bir kağıt geldi. Karım bana boşanma davası açmış. Sağ olsun Hakim bey bir case de boşadı. Meğer bizimki ailesine geri dönmüş. Öyle işte evlat benim hikayem. Ben senin kadar senin kadar şanslı olamadım “ dedi. “Şanslı mı? Sonunda kafayı buldun amca” dedi. “ Seni seven birini bıraktığını farkında mısın sen” dedi yaşlı adam. Hakan yavaş yavaş sinirlenmeye başladı. “-Sen ne saçmalıyorsun amca. O kız bana yalan söyledi” dedi. Bir süre sessizlik oldu. Yaşlı adam “-Hiç anlamıyorsun” dedi. Hakan tam bir cümle söyleyecekken yaşlı adamın deniz mavisi gözlerin de ona duyduğu nefreti gördü. “-Beni sevdiğini nereden çıkartıyorsun” dedi. “Ben yıllarca sevdiğim kadının bana dönmesini bekledim ama gelmedi. Her şeyi unutmaya razıydım hem de her şeyi. Senin sevdiğin kız bütün yüreği ile sana geldi, teslim oldu. Sen hala yalancılıkla suçluyorsun onu. Yalancı olsaydı da sevdiğim yanımda olsaydı benim. Mektupta ne yazdığını hiç mi merak etmiyor musun?” dedi. Hakan’ın bakışları sönükleşti. Bir süre yere boş boş baktı. Sonra adama baktı. Yaşlı adamın alnında geçen yılların hediye ettiği çizgileri gördü. “- Şimdi anladım amca” dedi. Hemen ayağa kalktı ve oradan geçen bir taksiyi çevirdi. Otogara gitmesini istedi. Hakan giderken yaşlı adam gülümsedi.”- İstanbul’u dinledin, kimse anlamadı. Sen göremediklerini duydun, hissettin. Millet fazlasını da anlamadı zaten. Varlığımızın bu dünyada ne kadar küçük, küçücük varlıklarımızda ne kadar büyük dünyamız olduğunu söyledin zaman zaman. Kimse anlamadı be Orhan hem de kimse… Benim hiç böyle bir anım olmadı evlat. Anlattıklarım umarım işine yarar” dedi.</p>
<p>Hakan otogara geldiğinde telaşlı bir sesle” -Borcum ne kadar” dedi. “-15 lira abi” Hakan hemen parayı verdi ve otogarda bilet aramaya başladı. En erken araba saat 6’ da vardı. Hakan mecbur saat altıyı bekledi. Saat altıda araba yola çıktı. Hakan Ordu’ya vardığında saat sekizdi. Hemen Canan’ın evine gitti. Zile uzun uzun bastı. Kapı açılmayınca, telaşlandı. Kapıyı kırıp içeri girdi. Ağızı köpükler içerisinde yatağın üstünde, kıvrılmış yatıyordu. Yerde duran ilaç şişesini gören Hakan donup kaldı. Kendini toparlayınca, nefes alıp almadığını kontrol etti. Canan nefes alıyordu. Hakan hemen ambulans çağırdı. Olup biten her şeyin suçunu kendinde buluyordu.</p>
<p>Canan hayati tehlikeyi atlatmıştı. Doktor konuşacakken Hakan onu susturdu. “-Ne zaman gözlerini açar” diye sordu. “-Öğle vaktine gözlerini açar” dedi. Hakan hiç vakit kaybetmeden hastaneden çıktı. Saat on ikiyi gösteriyordu. Canan yavaş yavaş kendine geliyordu. Gözlerini açtığında karşı sandalyede uyuyan Hakan’ı gördü. Elinde bantlı bir kağıt ve kırmızı bir yüzük kutusu. Gözlerini kapadı ve ağladı…</p>
<p>Sonrası <a href="https://dandikyazar.com/2011/06/cuzdan/">Cüzdan</a> <a href="https://dandikyazar.com">Dandik Yazar</a> ilk ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
